Degirmenci Dergisi Sayı 107 Kasım 2018

RÖPORTAJ 66 DEĞİRMENCİ / KASIM 2018 BİR YIL İÇİNDE KAPASİTE KULLANIM ORANLARI ARTAR TMO verilerine göre Türkiye’de mevcut 640 un fab- rikası var. Bunların kapasite kullanım oranları ise orta- lama yüzde 51 seviyesinde. Sahibi olduğunuz Özmen Un’un üretim kapasitesi nedir? Bunun ne kadarını kul- lanıyorsunuz? Özmen Un daha önce iki işletmesinde 350 ton kapasi- teye sahip ve çok sayıda insan işgücüne odaklı idi. Yeni değirmeni devreye alınca ve şehir içerisinde kalan işlet- melerin arazisini de daha doğru kullanmak adına iki işlet- meyi tamamen tasfiye ettik. Şimdiki değirmen 500 ton/ gün kapasitelidir. Kapasite kullanım oranımız bayağı iyi oldu. İnşallah yılsonu keyifli rakamlar ile karşılaşacağız. Türkiye’deki atıl kapasite fazlalığının ülke ekonomi- sine kazandırılması adına neler yapılabilir? Sadece un ihracatında değil, toplum olarak yılda 150 kilogram buğday karşılığı unlu mamüller tüketerek bu alanda da dünya lideriyiz. Bu tüketimin karşılığı Suriyeli misafirlerimizle birlikte toplam 13 milyon ton/yıldır. Ayrıca; 12 milyon ton dünya un ticaretinin 3,5 milyon ton ile yüzde 30’unu gerçekleştiriyoruz. Bu rakamın buğ- day karşılığı da 5 milyon ton/yıldır. İç tüketimin ve ihra- catın karşılığı 18 milyon ton/yıldır. Eeee, iki platformda da daha fazla tüketim ve ihracat potansiyeli kalmadığına göre biz neden 40 milyon ton buğday işleme kapasitesi oluşturduk. Maalesef geri dönü- yoruz 40 milyon ton ve 712 değirmenden şimdi 32 milyon ton ve 485 değirmen noktasına geldik. İçinde bulunduğu- muz ağır ekonomik şartlar geri dönmeyi hızlandıracak ve un sanayisi de ülke ekonomisi de bu konsolidasyonu hızla yaşayacak. Gönül isterdi ki un sanayisinde bu süreç planlı, programlı yönetilsin ama o da çok mümkün görünmese de bir yıl sonra bugün un sanayisinin de içinde bulunduğu ülke ekonomisi yüksek kapasite kullanım oranları ile çalı- şacak ve sanayi sektörü iade-i itibar yaşayacak. Firmanızın yurt içi pazar payı ve ihracat oranlarını bizimle paylaşır mısınız? Hedef planımızda ihracat ve iç pazar yarı yarıya idi. An- cak yurt içerisinde pazarın daralması ve şartların ağırlaş- ması sebebi ile ihracat oranını bir müddet için yükselttik. Son dönemde ekmek ve un fiyatları çokça gündeme geldi. Sektörünüz fırsatçılık ve stokçulukla suçlandı. Yaşananların gerçek sebeplerini, arka planını bize an- latır mısınız? 1 Ocak’tan bu yana baktığımızda gerek yurt dışından ithal edilen gerekse yurt içerisinden temin edilen buğday fiyatlarında ve finansman, enerji gibi diğer önemli girdi- lerde çok ciddi yükselişler yaşandı. Doğal olarak bunların yansıması görüldü. Aslında bu sorunun cevabı açıkça az önce sorduğunuz soruda da biraz var. Yani; en üst nokta- ya gelmesine rağmen yurt dışı satışın ve yurt içi tüketimin iki katı kapasitenin oluştuğu bir sektörde stokçuluk ve fır- satçılıktan söz edilebilir mi? Tartışmalar sonucu hükümet tarafından yerli buğ- daydan üretilen unların ihracatına sınırlama getirildi. TUSAF’ta 10 yılı aşkın süre başkanlık yapmış, halen de Güneydoğu Un Sanayicileri Derneği’nde (GUSAD) Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapan sektörün önemli bir aktörü olarak un sektöründe ihracata geti- rilen kısıtlama ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz? Önce buğday ithalatı sonra un ihracatı kararı ile Dahil- de İşleme Rejiminin (DİR) özüne dönülmüş oldu. O gün için Bakanlık tarafından bu tedbir alınmasaydı gelişmeler- den herkes daha olumsuz etkilenebilirdi. Sadece buradaki hareket ani olduğu için birçok boyutu ile un sanayisi ted- birsiz yakalandı. Türkiye’nin iç piyasa kaynaklı yaşadığı sıkıntılar, altı yıldır dünya un ihracatında elinde bulundurduğu lider- liğe zarar verir mi? Bu sıkıntıların biraz yaşanacağını, ancak derinleşeceğini düşünmüyorum. Un sanayisi üretim ve ihracat konusunda ciddi ihtisaslaştı. İlgili bakanlıklar ve finans sektörü işin farkında. Bir müddet dalgalı seyredilse bile ihracatta geli- nen zirve katma değer yükseltilerek devam eder. Türkiye’nin buğday ve un sıkıntısı yaşamaması için sizce ne gibi adımlar atılmalı? Bu işin iki önemli boyutu var: 1-Tarım arazilerinin ortalama 59 dekar ile verimsizliği, 2-köylerde yaşayan insanlarımızı nasıl çiftçi yapabilme- liyiz konusu. Tarım arazilerini büyütüp çiftçilerimizi bu göreve adap- te ettiğimizde ne ülkemizin buğday miktarı ve kalite so- runu kalır, ne hububat miktarı sorunu kalır ne de dalgalı piyasalar kalır. Net tahıl ihracatçısı ülke oluruz. Ayrıca, ülkemizin büyümesi, zenginleşmesi teknolojiden önce tarımdan başlamalı. Çünkü teknolojik altyapıda gidilecek

RkJQdWJsaXNoZXIy NTMxMzIx