Değirmenci Dergisi Sayı 109 / Ocak 2019

RÖPORTAJ 67 DEĞİRMENCİ / OCAK 2019 de muhatap bulamama riskiyle karşılaşırsınız. Bu yüzden STK’lar hepimizin sahip çıkması gereken kuruluşlardır. Buralarda görev yapmak ciddi sorumluluk ve mesai iste- yen yerlerdir. Sektörün herhangi bir sorununu çözdüğü- nüzde de inanılmaz haz duyduğunuz yerlerdir. Kısacası sorumluluğu, eleştirisi çok olan bunun yanında da sorun çözdüğünüzde keyfi çok olan yerlerdir. Bu görevlerle il- gili bugüne kadar elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalıştım. Bundan sonrada elimden geldiği kadar katkıda bulunmaya devam edeceğim. Türkiye’nin buğday unu ve buğday üretimi strateji- lerinin oluşturulmasında aktif olarak rol alan bir isim- siniz. Son dönemde döviz kurundan kaynaklı yaşanan buğday ve un sıkıntısıyla ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız? Un sektöründe geçirdiğim 28 yıllık iş hayatımda bu du- rumu üçüncü kez yaşıyorum. O günlere tekrar bakmak gerekirse; 1994 ve 2001 krizlerinde yaşanan kur değiş- kenliğini gösterebilirim. Her iki yılda da kurlarda yaşanan değişiklik ülkemizdeki buğday fiyatlarını bir anda dünya- nın en ucuzu haline getirdi. Her ikisinde de hububat ihra- catı yasaklandı. Piyasaların çabuk toparlanması ile birlikte bir sonraki yıllar gene dünya piyasalarının üzerine çıkan ülke piyasamızla her şey normale dönmüş oldu. Bu yıl- da olan durum kurlardaki artışla birlikte buğday fiyatları dünya fiyatlarının altına düştü. Sonrasında piyasa gerek buğday borsalarında gerek un fiyatlarında kendini buna adapte etti. Aslında ne buğday bulamama ne de un bula- mama gibi bir sıkıntı yaşandı. Burada en sıkıntılı olan konu finansman maliyetlerinin aşırı yükselmesi ile birlikte vade farklarının yükselmesi. Ayrıca sektör olarak finansmana zor ulaşma ile birlikte kısalan vadeler olmuştur. Bunları tüketicilerimize yansıttığımızda da konu kamuoyuna çok daha farklı bir biçimde yansıtılmıştır. Son dönemde ekmek ve un fiyatları çokça gündeme geldi. Sektörünüz fırsatçılık ve stokçulukla suçlandı. Yaşananların gerçek sebeplerini, arka planını bize an- latır mısınız? Az önce belirttiğim gibi kurlardaki hareket piyasada- ki buğday fiyatlarına yansıdı. Bu fiyat hareketlerini ül- kemizdeki buğday borsalarının bültenlerine bakarak net bir şekilde görebilirsiniz. Un sektörünün en önemli girdi- si %85-90 aralığında buğday fiyatıdır. Dolayısıyla buğ- daydaki en küçük artış un fiyatına aynen yansır. Bundan kaçınmak mümkün değildir. Ayrıca bir un fabrikası ürün standardını koruyabilmek için deposunda en az 2 aylık ürün bulundurmak zorundadır. Bu her ne kadar adı stok da olsa üretim standardı için bulundurulan aynı zamanda teslimatı yapılmamış satışların karşılığı olarak bulunduru- lan buğdaydır. Buna stokçuluk demek vicdani değildir. O dönemde gereksiz ve haksız yere sektör olarak çok üzerimize gelindiğini düşünüyorum. Sektördeki hiç bir arkadaşımızın bu söylemleri hak ettiğini düşünmüyorum. Kısacası tüm arkadaşlarımız ciddi üzüldüler bu konuyla il- gili. Sonuçta biz buğdayı kaça alırsak un fiyatını ona göre belirleriz. Buğday fiyatına karar verecek olan kamu otori- tesidir. Sonrasında kamu TMO kanalı ile ithalat yapacağı- nı duyurup fiyatları dünya fiyatlarının altında ilan edince tüm piyasalar ona göre şekillenmiştir. Dolayısıyla buğday ve un fiyatının ne olacağına kamu karar verir, bizler değil. Kaldı ki bizim sektörümüz % 50’nin üzerinde atıl kapasiteye sahip ve acımasızca reka- betin yaşandığı bir sektör. Kısaca bir örnek vermek gere- kirse mesleğe başladığımda 1.281 adet olan un fabrikası sayısının bugün 400’lü seviyelere düşmüş olması sektö- rün aslında ne durumda olduğunun net göstergesidir. Ekmek fiyatlarına gelince, aslına bakarsanız bu konu üzerinde yorum yapmanın çok doğru olmadığını düşünü- yorum. Kendi işimiz olmayan bir konuyla ilgili hele ki bu ürünün fiyatı ise hiç doğru değil. Ancak fikir olarak şunları rahatlıkla söylemek mümkün; Ekmek üreten hiçbir fırının maliyeti bir diğeriyle aynı değil. Kimi emek yoğun üretim yapıyor kimi makine yoğun, kimi kiraların ucuz olduğu bölgede kimi pahalı. Bu kadar farklı olan maliyet yapısındaki bir ürünün fi- yatının sabit olması çok sağlıklı bir durum değil. Bunun yanında sadece düz mantık olarak baktığınızda fırınların tüm girdi kalemlerinin değiştiği bir ortamda ekmek fiyat- larının değişmemesi zaman içinde son derece ciddi sorun- lara sebep olacaktır. Unutulmaması gereken en önemli konu nimet olarak gördüğümüz ekmeğimizi üreten insan- ların iş yerlerine mutlu gitmesi hepimiz açısından daha kaliteli ekmeklere ulaşmamızın garantisi olacaktır. İç piyasa kaynaklı yaşanan sıkıntılar, Türkiye’nin yıl- lardır elinde bulundurduğu dünya un ihracatı liderliği- ne zarar verir mi? Elbette zarar verecektir. Bu zararın kısa ve uzun vade-

RkJQdWJsaXNoZXIy NTMxMzIx